Şimdi Ya Da Asla: Hayatın Eksik Kalan Hikâyeleri

Film: The Bucket List (Şimdi Ya Da Asla)
Yapım yılı: 2007
Yönetmen: Rob Reiner
Oyuncular: Jack Nicholson, Morgan Freeman
Benim puanım: ⭐ 8.5/10

Bazı filmler bittiğinde insanda büyük bir mutluluk bırakmaz. Bunun yerine insanı biraz düşündürür, biraz hüzünlendirir. Şimdi Ya Da Asla da benim için böyle bir film oldu.

Film bittiğinde aklımda en çok şu düşünce kaldı: İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın, hikâyesinde her zaman eksik parçalar kalacak.

Edward ve Carter: Birbirinden farklı, birbirinden tanıdık

Edward ve Carter birbirinden oldukça farklı iki insan. Biri büyük bir servete sahip, diğeri hayatını ailesine adamış. Ama ikisinin de hayatında bir eksiklik var.

Ben ikisinin de bir parçasını kendime yakın hissettim. Carter'ın ailesi için yaşamış olması bana tanıdık geldi. Edward'ın ise yaşadığı acılara rağmen hiçbir şey umurunda değilmiş gibi davranması da kendimden bir parça bulduğum bir tarafıydı.

Belki de onları birbirine yaklaştıran şey tam olarak buydu.

Bence arkadaşlıkları ilk başta ortak bir acıdan doğdu. Ama bu bana hiç garip gelmedi. Çünkü düşündüğümüzde çoğu arkadaşlıkta biraz böyle değil miyiz? Karşımızdaki insanda kendimizden bir parça bulduğumuzda ona yakınlaşıyoruz. Bazen aynı acıyı yaşamamız, bazen aynı düşünceyi paylaşmamız, bazen de birbirimizi kelimeler olmadan anlamamız bizi birbirimize bağlıyor.

Edward ve Carter'ın ilişkisi de zamanla gerçek bir dostluğa dönüştü.

Bir liste yapmak gerçekten gerekli mi?

Filmin merkezindeki “ölmeden önce yapılacaklar listesi” fikri bana hem mantıklı hem de biraz saçma geldi.

Çünkü bugün yapmak istediğimiz bir şeyi on yıl sonra hâlâ istiyor olacak mıyız?

Belki hayatımız değişecek. Belki önceliklerimiz değişecek. Belki listedeki bazı şeyler artık bizim için hiçbir anlam ifade etmeyecek.

Hatta listedeki her şeyi tamamladığımızı düşünelim. O zaman ne olacak? Hayatın anlamı gerçekten tamamlanmış mı olacak?

Ben sanırım hayatı böyle bir listeyle yaşamak istemezdim.

Ama filmin buradaki düşüncesine katılıyorum: Hayatımız boyunca isteklerimiz değişebilir ama fırsatımız varken yapmak istediklerimizi sürekli ertelememeliyiz.

Carter'ın fedakârlığı

Carter'ın ailesi için yaşaması bana göre çok güzel ve anlamlı bir fedakârlık.

Ama izlerken bir yandan da “Keşke kendisi için de bir şeyler yapsaydı” diye düşündüm.

Çünkü insanın sevdikleri için yaşaması çok kıymetli. Fakat bunun içinde kendisini tamamen unutması gerekmiyor.

Belki de hayatın dengesi tam burada.

Sevdiklerimiz için yaşayalım ama kendimiz için yaşamayı da unutmayalım.

Edward'ın parası neyi satın alamadı?

Edward'ın hikâyesinde beni düşündüren şeylerden biri de zenginliği oldu.

Bence Edward, içinde eksik olan aile ve aidiyet duygusunu zenginlikle kapatmaya çalışmıştı. Fakat bunu başaramadı.

Çünkü para birçok şeyi satın alabilir ama insanın bir yere ait olma, sevilme ve bir aileye sahip olma ihtiyacını tamamen karşılayamaz.

Edward'ın dışarıdan sert ve umursamaz görünmesinin altında aslında bambaşka bir insan olduğunu düşünüyorum.

Bence Edward film boyunca gerçekten değişmedi. Sadece içinde uzun zamandır bastırdığı taraf ortaya çıktı.

Aslında ailesini seviyor. Bunu her zaman açıkça göstermese de bazı davranışları onun duygusuz biri olmadığını gösteriyor.

Carter'ın Edward'ın ölümünden sonra söylediği, onun dışarıdan kapalı görünse de gönlünün açık olduğunu anlatan söz de benim filmde en sevdiğim detaylardan biriydi.

Çünkü bazen insanları sadece bize gösterdikleri yüzleriyle tanıyoruz.

Peki gerçekten her şey tamamlandı mı?

Filmin sonunda ikisinin de hayallerinden bazılarını gerçekleştirmiş olması güzel.

Ama ben yine de onların hikâyelerinin tamamlandığını düşünmüyorum.

İkisinin de hikâyesi eksik kaldı.

Belki de hayat zaten böyle.

Ne kadar yaşarsak yaşayalım, ne kadar şey görürsek görelim, ne kadar hayalimizi gerçekleştirirsek gerçekleştirelim bir yerlerde tamamlanmamış şeyler kalacak.

Ve belki de sorun bu değil.

Belki mesele bütün parçaları tamamlamak değil, elimizdeki zamanın kıymetini bilmek.

Benim yorumum

Şimdi Ya Da Asla bende büyük bir neşeden çok hafif bir hüzün bıraktı. Çünkü Edward ve Carter hayatlarını belli bir noktaya kadar yaşayabilmiş, bazı şeyleri gerçekleştirebilmiş insanlardı.

Ama herkes onlar kadar uzun yaşayamayabilir.

Bu yüzden filmin sonunda benim aklımda kalan düşünce şu oldu:

Zamanımız varken hayatın hiçbir anını tamamen boş geçirmemek lazım.

Her şeyi yapmak mümkün değil. Her hayali gerçekleştirmek de mümkün olmayabilir. Zaten insanın hikâyesinde bazı eksik parçaların kalması belki kaçınılmaz.

Ama fırsatımız varken sevdiğimiz insanlara sarılabilir, yapmak istediğimiz bir şeyi ertelemeyebilir ve kendimiz için de biraz yaşayabiliriz.

Çünkü bazen hayatın bize ne kadar zaman vereceğini bilmiyoruz.
Jenerik aktı, ekran karardı. Peki geriye ne kaldı?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MELO MOVİE: AŞK,SİNEMA VE YARIM KALAN HİKAYELER

Vahşi Robot: Doğanın Ortasında Öğrenilen Sevgi