Unabomber: Bir İnsanı Kötülüğe Götüren Nedir?

Yönetmen: Janus Metz
Yapım yılı: 2026
Tür: Dram / Suç / Psikolojik
Süre: 97 dakika
Benim Puanım: ⭐️7/10 

Unabomber, Ted Kaczynski'nin hayatını ve onu çevreleyen psikolojik süreci anlatırken yalnızca bir suç hikâyesi sunmuyor. Film, insan karakterinin nasıl şekillendiği ve yaşananların bir insanı ne ölçüde değiştirebileceği üzerine de düşündürüyor.

Filmi izlerken dikkatimi çeken ilk şey, anlatımın zaman zaman dağınık hissettirmesiydi. Geçmiş ve gelecek arasında yapılan geçişler yeterince belirgin olmadığı için, bir süre olayların kronolojik olarak mı ilerlediğini yoksa başka bir zaman dilimine mi geçildiğini anlamak zorlaşıyor. Bu durum özellikle filmin başlarında hikâyeye adapte olmayı güçleştiriyor.

Oysa Ted Kaczynski'nin hikâyesi zaten oldukça karmaşık. Bu nedenle anlatımın daha derli toplu olması, karakterin dönüşümünü ve yaşadıklarının üzerindeki etkisini daha güçlü hissettirebilirdi.
Ted ve Murray: Birbirinden farklı ama birbirine benzeyen iki insan

Filmde benim en dikkat çekici bulduğum noktalardan biri Ted Kaczynski ile psikoloji profesörü Henry Murray arasındaki benzerliklerdi.

İkisi de bir anlamda kendilerini kanıtlama ve üstünlük kurma ihtiyacı taşıyan insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bunu farklı biçimlerde yapıyorlar.

Murray akademik otoritesini ve psikolojiyi kullanırken, Ted zekâsını ve düşüncelerini ön plana çıkarıyor. İkisinin de insan zihnine ve kontrol kavramına farklı biçimlerde yaklaştığını görmek mümkün.

Fakat aralarında önemli bir fark var.

Murray'in uygulamalarının etik yönleri ciddi şekilde tartışılabilir olsa da Ted'in daha sonra yaptığı seçimleri yalnızca bu deneyle açıklamak bana doğru gelmiyor.
Ted gerçekten deney yüzünden mi değişti?

Bence hayır.

Ted'in içinde bulunan bazı özelliklerin deneyden çok daha önce var olduğunu filmde görmek mümkün. Özellikle ailesiyle ve çevresiyle olan ilişkilerinde, otoriteye karşı çıkma, kontrol edilmek istememe ve sınırları zorlama eğilimleri daha önceden kendisini gösteriyor.

Bu nedenle Murray'in deneyini Ted'in karakterinin başlangıç noktası olarak görmek bana fazla basit geliyor.

Bana göre deney, varsa bile, Ted'in zaten içinde bulunan bazı özellikleri derinleştiren veya besleyen bir etken olarak değerlendirilebilir.

Çünkü bir insanın başına kötü bir şey gelmesi, onun ileride kötü şeyler yapacağı anlamına gelmez.

Hiç kimse kötü olarak doğmaz

Filmin bende bıraktığı en önemli düşüncelerden biri de bu oldu.

Bence hiç kimse kötü olarak doğmaz.

İnsanların doğuştan getirdiği bazı karakter özellikleri olabilir. Kimi daha hassastır, kimi daha içine kapanıktır, kimi otoriteye daha fazla karşı çıkar, kimi yalnızlığı tercih eder.

Bunların hiçbiri tek başına insanı kötü yapmaz.

Asıl mesele, bu özelliklerin yaşam boyunca yaşanan deneyimlerle nasıl şekillendiğidir.

Çevre, aile, yaşanan travmalar, sosyal ilişkiler, kişinin kendisi ve dünyası hakkında geliştirdiği düşünceler zaman içerisinde birbirine eklenebilir.

Bir insan dışlandığında “Bana yapılan haksızdı ama hayat devam ediyor.” diyebilir.

Başka biri ise “İnsanlar kötü, ben onlardan farklıyım.” düşüncesine kapılabilir.

Aynı şekilde yaşanan olaylar, farklı insanlarda tamamen farklı sonuçlar doğurabilir.

Ted'in hikâyesinde de bana göre önemli olan yalnızca ne yaşadığı değil, yaşadıklarına nasıl anlam verdiği.

İçinde bulunan bazı özellikler; çevresi, yaşam deneyimleri ve zamanla geliştirdiği düşüncelerle birleşerek onu giderek toplumdan uzaklaştırıyor. Fakat burada önemli bir ayrım var:

Bir insanın davranışlarının nedenlerini anlamaya çalışmak, o davranışları haklı çıkarmak değildir.

Ted'in yaşadıklarını anlamaya çalışabiliriz. Onun öfkesinin, yalnızlığının veya toplumla yaşadığı çatışmaların nereden geldiğini sorgulayabiliriz. Ancak bunların hiçbiri başkalarına zarar vermeyi haklı hale getirmez.
Benim yorumum

Unabomber benim için kusursuz bir film değildi. Özellikle zaman geçişlerinin daha anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum. Hikâye zaten karmaşıkken, anlatımın da zaman zaman seyircinin kafasını karıştırması filmin etkisini azaltıyor.

Buna rağmen film bende önemli bir soru bıraktı:

Bir insanı kötü yapan şey doğuştan getirdikleri midir, yaşadıkları mıdır, yoksa bütün bunlara verdiği anlam ve yaptığı seçimler midir?

Benim cevabım bunların birbirinden tamamen ayrı olmadığı yönünde.

İnsanın içinde bazı özellikler olabilir. Yaşadığı çevre ve deneyimler bu özellikleri şekillendirebilir. Fakat sonunda kişinin yaptığı seçimler de kendi hikâyesinin bir parçasıdır.

Bu yüzden Ted Kaczynski'nin hikâyesini yalnızca “Murray'in deneyi onu bu hale getirdi” şeklinde okumak bana doğru gelmiyor.

Bence filmden geriye kalan asıl soru şu:

Bir insanın karanlık tarafını anlamaya çalışırken, onun yaptıklarından doğan sorumluluğu nerede tutmalıyız?

Ve belki de filmin en düşündürücü tarafı tam olarak burada.
Jenerik aktı, ekran karardı. Peki geriye ne kaldı?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MELO MOVİE: AŞK,SİNEMA VE YARIM KALAN HİKAYELER

Şimdi Ya Da Asla: Hayatın Eksik Kalan Hikâyeleri

Vahşi Robot: Doğanın Ortasında Öğrenilen Sevgi